DOĞUM GÜNÜN

Yarın doğum günün…

Merak etme unutmadım tabiki

Yine sensizliğin karanlığında yol alıyorken

Nasıl unutabilirim ki?

Sabah kalktım

Oğlumuzu okula götürdüm

Her zamanki gibi zor bela yetiştim mesaiye

Öğlen yemeğimi aynı yerde yedim

Sonra kuzucuğumuzu okuldan aldım

Masamın baş yerine oturtup ödevlerini yaptırdım

Yine bir şeyler istedi

Bende her zamanki gibi olur aslanım dedim

Bu özelliğime kızardın biliyorum

Çocuğun her istediği alınmaz diye

Eve geldik

O oyuna daldı ben geçmişe

Merak etme ilk tanıştığımız yıllar gibi olacak

Biraz farklı tabiki yine iki kişiyiz ama sen yoksun

Beni tanırsın işimi sağlam yaparım

Akşam yemeğimizi yedikten sonra

Bulaşık haberler derken zaman çabuk geçiyor (!) zaten…

Oğlumuzla belgesel izlerken uyuya kalırım sanma

Saatimi her zamanki gibi 23.55’e kurdum

Bana 5 dakikalık bir mesaj mı yazacaksın diye düşünme

Ben mesajımı çoktan yazdım

Hoş ben bunları niye yazıyorum ki

Sen bizi zaten görüyorsun

Bir de biz seni görebilsek

Ne vardı şu arabayı daha dikkatli kullansaydın

Neyse özür dilerim yine aynı konuyu açtım

Kader işte…

Herkese söylediğim gibi sana söyleyeyim

Kader…

Hatırlar mısın sana çok eskiden bir soru sormuştum

Sen de bilememiştin

En çok kiminle konuşur insan diye sormuştum

Sende gözlerimin içine baka baka EN SEVDİĞİYLE demiştin

Bende her zamanki hınzır gülümseyişimle hayır demiştim

En çok KENDİYLE konuşur insan

Sonra düşününce haklısın demiştin

Şimdi ben sana söylüyorum sen haklıymışsın sen…

Başkalarına akıl verdiğim zamanlar geliyor aklıma

Çivi çiviyi sökermiş

Sökmüyor işte

Sadece ateş düştüğü yeri yakıyormuş

Ateş düştüğü yeri kül edip sonsuzluğa taşıyormuş

Bak saat yaklaştı bile

Her zamanki gibi boşuna kurmuşum saati

Al işte gecenin bir yarısı fütursuzca çaldı işte

Sana yazdığım ilk doğum günüm mesajımı tekrar yazıyorum

HERKESİN SANA HEDİYE VERDİĞİ BU ANLAMLI GÜNDE

SENDE EN SEVDİĞİNE HEDİYE VERMEYİ UNUTMA…

İyi ki doğmuşsun…

İyi iki benimsin…

Seni seviyorum sonsuzluğum…

 

 

 

Doğum Günün

Görsel

Ben noktayı Seviyorum. Ya sen?

Duygu ve düşünceleri daha açık ifade etmek, cümlenin yapısını ve duraklama noktalarını belirlemek, okumayı ve anlamayı kolaylaştırmak, sözün vurgu ve ton gibi özelliklerini belirtmek üzere noktalama işaretleri kullanılır. Türk edebiyatında ilk olarak Tanzimat Döneminde Şinasi’nin Şair Evlenmesi’nde kullanıldığı bilinmektedir.

Hayatımızda kullandığımız noktalama işaretleri vardır. Bir işin sonuna (.) koyarız. Hayatta birileri hep sizi uyarır (!) ya da kafanıza soru işaretleri takılır (?) Bazılarına bir şeyler yazarken bitmesini istemez (…) koyarız. Herkesin içinde bir sembol vardır. Farkında olmadan daha çok kullandığı. İçini yansıtan işarettir o. Kimisi nokta der, kimisi virgül, kimisi soru sormayı sever, kimisi açıklama yapar, kimisi uyarmayı… Bazen ayrıntılar gelir aklımıza “tırnak içinde” söylemek isteriz. Bazen susmak ister insan bazen hiç durmadan konuşmak. O kadar çoktur ki paylaşmak istediği ayrıntıları (parantez içinde) anlatır. İki hayali varsa arasına nokta mı koysa yoksa noktalı virgül mü koysam diye düşünür. Bazen onu heyecanlandıran çok özel bir isim çıkar karşısına adından hemen sonra (’) koyma ihtiyacı hisseder. Ona içindekileri açıklamak ister hemen (:) koyar ve yoluna devam eder.

Dedim ya herkesin kalbinden geçen farklıdır. Her sembolün hayatımızdaki yeri değişkendir. Bazen bir (?) farklı anlamlar katabilir size veya bir ünlemi parantez içinde yazarsanız her şey değişir. Herkesin hayatını değiştiren bir sembol vardır. İnancın varsa nokta bir şeyin sonunu değil yeni bir güzelliğin başlangıcını getirir. Nokta benim için bitişin değil başlangıcın habercisidir. Noktayı seviyorum çünkü benim için özel. Benim sembolüm nokta. Ya senin?

Standart

ADINA ÖLÜMSÜZLÜK DİYELİM…

Alan yazımında Olasılık ya da ihtimaliyet, bir şeyin olmasının veya olmamasının matematiksel değeri veya olabilirlik yüzdesi, değeridir. Olasılığın sıfır olması durumuna imkansız olay bir olması olayına ise kesin olay denir. Hayat ise olasılığın sıfır ile bir arasında geçirilen bir zaman diliminden başka bir şey değildir.

Üzerine kitaplar yazılan, hayatlar harcanan veya bütün paralarını kaybedenlerin bildiğini zannettiği bir kavramdır olasılık. Aslında üzerinde düşünüldüğü zaman kavramın bile üzerine fazla düşünmediğimizi fark ediyoruz. Olasılık deyince aklımıza bir zar veya madeni bir paradan başka ne geliyor ki. Hadi biraz daha derinlemesine düşünelim. Gençlerimiz artık iddaa denilen alanda da olasılığı kullanıyor ya da kullandığını zannediyor. Ya da hayatlarını etkileyecek bir sınava girerken eğitim sistemimizin güzide sorularından olan bir torbada 5 sarı top, 3 mavi top ve 2 kırmızı top vardır… sorularını çözerken olasılığı öğrendiğini zannediyorlar.

Aristo’nun ilk eserlerinde yer alan olasılık üzerine, yeni nesil yazarların kitaplarında bu konuya değinmeye başladığından beri biraz daha dikkatimizi çekmeye başladı. Günlük yaşamla ilişkilendirilmeye başlayıp bu konu hakkında tabiri caizse felsefik sohbetler yapmaya başladık.  Aslında onlar yazmadan önceden de olasılık her yerde vardı. Bütün kumar oyunlarında, hava tahminlerinde, bankacılıkta ve yeni nesil bütün bilim alanlarında kullanılmaya başlandı. Ne hikmetse ilk zaman insanları kandırmak için oluşturulan kumar oyunlarının ispatlarında kullanılmak için vardı olasılık. Şimdi ise bütün bilimlerde istatistik ispatları için kullanılmaya başlandı.

Adam Fawer’in “Olasılıksız” kitabının arka kapağında;  Bir sabah, yıllardır görmediğiniz bir arkadaşınızı düşünerek uyandınız. Bir saat sonra, onunla sokakta karşılaştınız. Sizce bu sadece bir tesadüf mü, yoksa çok daha farklı anlamı olabilir mi? Siz hiç Loto’da büyük ikramiye kazanmadınız. Ama birileri kazanıyor. Hem de sürekli! Onlar sizden daha mı şanslılar? Şans nedir gerçekten? İçinizde bütün paranızı kırmızıya yatırmanız gerektiğini söyleyen bir his var. Bu his bir öngörü müdür? Yoksa daha fazlası mı? Yolda gidiyorsunuz. Kafanızı çevirip yandaki küçük parka baktınız ve bir anda bu anı daha önce de yaşamış olduğunuzu hissettiniz. Evet, Deja Vu. Sizce nedir Deja Vu; Geçmiş mi, rüya mı, yoksa geleceği mi görüyorsunuz? Eğer siz de kontrolün kimde olduğunu merak ediyorsanız, ‘Olasılıksız’ tam size göre bir roman diye yazıyor. Dünyada ve ülkemizde ses getiren bu kitabı milyonlarca insan okudu.

Erdal Demirkıran; Ben Dünyanın En akıllı İnsanıyım kitabında, “Yıllarca okullarda olasılık hesapları anlatıldı bizlere. Hani şu torbada on top var mevzuu… Önce soruyu hatırla: Bir torbada on top var; dördü yeşil, üçü kırmızı, ikisi mavi, birisi beyaz. Çektiğim topun mavi olma olasılığı kaçtır? Yaşayan yaşamayan matematikle ilgisi olan olmayan bu soruya yüzde yirmidir diye cevap verecektir. Sen de… Şimdi her şeyi, her söylenileni unut ve dinle! Yukarıdaki torbadan bir top çektiğinde gelen topun mavi olma olasılığı yüzde yirmi mi? Düşün! Torbada dört değişik renk var gibi gözükse de aslında iki renk yok mu? Biri mavi diğerleri mavi olmayan top. Sonuç olarak çektiğin top ya mavidir ya da mavi değildir. Demek ki yeşil, beyaz, ya da kırmızı gelirse mavi değildir, mavi gelirse de mavidir. O halde cevap yüzde yirmi değil yüzde ellidir”.  Diye yazmış.

Peki gerçekten bu kadar basit midir? Ya da her şeyimiz yüzde elli midir? İlk çağ mantığına göre evet. Doğru ise 1 yanlış ise 0 deyip işin içinden çıkabilirsiniz. Hatta p ise q yu yarım yamalak hatırlıyorsanız daha bir ok şeyi üretebilirsiniz. Bilgisayar bilginizin çok iyi olduğunu düşünüp her şey 0 ve 1 den yapılabilir de diyebilirsiniz. Bu yazıyı okurken benim matematiğim iyi değil ama hayat bilgisi dersimi çok iyi öğrendim. Hayatta aslında sadece siyah ve beyazlar var diyebilirsiniz. Peki bunu söylerken dünyanın bütün güzelliği olan renkleri yok mu sayacaksın. Ya da 0 ile 1 arasında sonsuz tane sayı olduğunu unutacak mısın? En özel doğa olayı olarak gördüğümüz gökkuşağını görünce görmemezlikten mi geleceksiniz?

İsterseniz biraz detaya girelim. Düz mantığa göre benim 1 saniye sonra ölme ihtimalim yüzde elli veya 2 saniye sonra ölme ihtimalim yine yüzde elli hatta 3 saniye sonra da yüzde elli… Bu hep böyle gider. Farklı bir bakış açısıyla aynı ihtimali değerlendirelim. Mesela 3 saniye sonra ölme ihtimalim matematiksel olarak nasıl olurdu? Eğer teorik olarak 1 saniye sonra ölme olasılığım yüzde elli ihtimal ise ölmeme ihtimalim de yüzde ellidir. O zaman ikinci saniye için ve üçüncü saniye içinde aynı şey geçerli. O zaman 3 saniye sonra ölme ihtimalim yüzde 12,5 oluyor. Yani yüzde ellinin altında. Bu mantıkla her geçen saniye ölme olasılığım azalıyor. Hatta matematiksel olarak sıfıra yaklaşıyor. Adına ölümsüzlük bile diyebiliriz.

Peki bu gerçekte böyle midir? Yani biz ölümsüzlüğe mi gidiyoruz.  Eğer öyle ise yerin altında yatanlar ne oluyor? Bu ayrı bir yazıyla değerlendirilir. Konuyu dağıtmamak adına kısa kesiyorum. Tabiki ölümsüzlüğe gitmiyoruz. Sadece referans noktamız bizi bu noktaya ulaştırdı. Her şey bakış açısıyla alakalı sadece. Neyi görmek isterseniz oradan bakıyorsunuz. Beyninizi nasıl ikna etmek isterseniz bakış açınızı ona göre değiştirebilirsiniz.

Literatürde üç değişik olasılık türü vardır. Birincisi teorik olandır. Herkes tarafından kabul edilen olasılıktır. Paranın yazı gelme olasılığı teorik olarak yüzde ellidir. İkinci tür olasılık ise deneysel olasılıktır. Bu olasılık türü size değişik fikirler sunabilir. Bakış açınızı değiştirebilir. Size kelebeğin etkisini yaşatabilir. Bir parayı on defa havaya attığınızı düşünün sekizinde tura ikisinde yazı geldiyse deneysel olarak parayı on birinci defa havaya attığınızda artık tura gelme ihtimaliniz yüzde seksendir. Yani yüzde elli değildir. Daha ilginç bir örnek vereyim. Bir ailenin iki çocuğu olsun. İkisi de erkek olsun. Deneysel olarak üçüncü çocuğun erkek olma olasılığı yüzde yüzdür. Evet size tuhaf gelebilir. Ama matematik öyle söylüyor. Yüzde elli olma ihtimali sadece teoriktir. Üçüncü olasılık türü ise öznel olasılıktır. Yani kişinin hiçbir bilimsel temele dayandırmadan yaptığı tahmindir. Yarın mutlu olma ihtimalim yüzde on gibi. Tamamen duygusal tahminler yani…

Olasılık bir ihtimal dizisidir evet ama aslında olasılık bir hayata bakış açısıdır. Sıfır ile bir arasındaki sonsuzluk içinde gelip giden bir hayal gücüdür. Hayallerinin gerçeğe ulaşmasını istersen inan! İnanırsan kesin olur, inanmazsan imkansız…

Standart